NBA Tarihinin İlk Lotaryası: Ewing Komplo Teorisi

featured

Bu yazı, Mayıs ayında Chris Ballard tarafından SI.com’da yayınlanmıştır

Knicks’in Georgetown’lu uzunu seçmesinin 30 yıl geçmiş olsa da ilk draft lotaryası NBA tarihinin en çok incelenen bir anı olarak kalmaya devam ediyor.

Başlangıçta, donmuş ve bir kenara atılmış konuşmalar öncesinde, NBA draftının ilk lotaryasının basit bir amacı vardı: Donald Sterling’i durdurmak.

1984 yılıydı ve NBA takımları Hinkie tarzında tanking yapıyordu ama hiçbirisi bunu, çalışanlarının ona köle gibi itaat etmesini tercih eden ve göbeği açıkta gezen 50 yaşındaki büyük emlak patronu Sterling’in sahibi olduğu San Diego Clippers kadar açıkça dile getirmemişti. İki yıl öncesinde, takımı Clippers’ın ilk beşindeki beceriksizlik artıyordu ve Sterling, “Elimizde böyle bir fırsat var. Kaybederek de kazanabiliriz.” diyordu.

Problem şuydu, Sterling haklıydı. Draft sıralaması lig sıralamasının tersi şeklinde belirleniyordu ve her konferansın en dipteki takımları arasından ilk sırayı kimin alacağını belirlemek için yazı tura yapılıyordu. Tanking yapan için bu bir cennetti: En kötü olmak, en kötü ihtimalle ikinci sıradan seçmek demekti. Ama Clippers bu konuda en iyisi değildi. 1982-83 sezonunda Rockets sürekli olarak mağlubiyet serileri yaşamış ve ardından Ralph Sampson’ı seçtikleri draft öncesinde yazı turadan galip çıkmıştı. Bir sezon sonra Houston yeniden devreye girdi, sezonun son 27 maçının 20’sini kaybetti ve böylece sezonun son gününde Clippers’ı geride bıraktı. (Sezon sonunda Rockets koçu Bill Fitch, 38 yaşındaki Elvin Hayes’i bir uzatmalı maçta mümkün olan 53 dakikanın 52’sinde oynattı. Hayes ise bir sonraki hafta emekliye ayrıldı.) Houston yazı turayı yine kazanmış ve bu seferki ödül Hakeem Olajuwon olmuştu.

1985 öncesinde, ilk sırayı alacak takım yazı tura ile belirleniyordu. Bu resimde, NBA başkanı Larry O’Brien ile birlikte 1983 yılındaki yazı turaya katılan takım sahipleri yer alıyor: Herb Simon (Pacers, solda) ve Charlie Thomas (Rockets). Houston bunu kazanmış ve bu hakkıyla Ralph Sampson’ı seçmişti.

Takım sahipleri ve lig yöneticilerinde de olduğu gibi, o zamanki 76ers genel menajeri Pat Williams şöyle hatırlatıyor, “kızgınlık ve hayal kırıklığı vardı.” David Stern, ligin genç başkanı iken bir şey yapmaya kararlıydı. Komite ya da özel görev gruplarına sormaya zaman yoktu. Bunun yerine, Haziran ayında valiler kurulu toplantısında lotaryanın tanıtımı yapıldı ve kabul edildi. Bu acele anlaşılabilirdi çünkü 1985 draftı uzun yıllar sonraki en heyecan verici ve potansiyel açıdan zengin oyuncularda doluydu.

Uzun oyuncuların oyunu domine ettiği bir dönemde, Georgetown’dan Ewing kadar büyük bir yer kaplayacak birisi yoktu. Resimde, 1983 draftı ilk seçimi Sampson’a box-out’ı görülüyor.

https://www.youtube.com/watch?v=bX1kMlG8c7Y
(1985 NBA Draftı Lotaryası)

30 yıl öncesinde Patrick Ewing’in nasıl bu kadar çok istendiğini anlayabilmek için NBA’in mevcut hali hakkında bildiklerinizi unutmanız ve uzun oyuncuların ligi domine ettiği zamana geri dönmeniz gerekiyor. Evet, o zamanlarda da “stretch four” ya da “point forward” –Larry Bird ve Magic Johnson gibi- oyuncular vardı fakat en önemli nokta, pozisyonların uzunluklara göre belirlendiğiydi ve bu diğer her şeyden üstündü. Burası, Russell ve Chamberlain’in, Walton ve Malone’nun ligiydi. Dev oyuncunu al, düşünmeyi bırak ve top hakimiyeti olan, postta uzunu besleyebilecek minyonlarla onun etrafını sar.

1969’da Lew Alcindor’un UCLA’dan ayrılmasından bu yana böyle bir dev yoktu ve ortaya 2,13m boyunda 109 kilo ağırlığında Patrick Ewing çıktı. Georgetown’daki dört yılında Ewing, Hoyas’ı üç kez NCAA finallerine taşıdı ve birinde şampiyonluk geldi. Onda her şeyden vardı. Posttan sayı yapabiliyor, savunuyor, ribaund alıyor ve çembere 6 metre uzaktan isabetli şutlar kaydediyordu. 1985 draft yayını sırasında TBS ekranda onun güçlerinin yer aldığı bir grafiği gösterdiğinde tek bir ses vardı, “dalga mı geçiyorsun?” Ewing’te takımlar yalnızca yetenek değil kurtuluşu gördü: bilet satışları, playoff kovalamacaları ve hepsinden de öte tanınırlık. O zamanki bir derginin de dediği gibi Ewing, “bir büyük profesyonel lige girecek en tanınmış sporcu” olabilir.

Beyaz Saray ziyareti: Georgertown’ın 1984’teki şampiyonluğunun ardından Ewing ve koç John Thompson, başkan Ronal Reagen ile.

Playoff yapamayan yedi takımın hepsi eşit oranda, %14.3 ile Ewing’i seçme şansına sahipti. Bu takımlar arasında tam anlamıyla eziğe yatanının (Ligin en kötüsü Warriors’tu, 1977’den bu yana ilk kez playoff yapamadı.) yanında geçici olarak tökezleyen (Playoffları çok nadir kaçıran Hawks’ın bunu bilerek yaptığına inanılıyor.) takımlar da yer alıyordı. Seattle Super-Sonics’te kendini pivot olarak gösteren bir uzun forvet Jack Sikma vardı ve başka da kimse yoktu. Clippers GM’i Carl Sheer, 31-51 ile biten sezonun ardından sezonluk bilet sahiplerine özür mektupları yolladı. Pacers hâlen bir zamanlar oldukları gibi ABA takımına benziyorken, Kings ise yuhalama yağmurunun altında Kansas City’den Sacramento’nun çayırlarına taşınıyordu.

Knicks cephesinde ise son 20 yılın en kötü sezonu yaşanmıştı. Yıldız forvet Bernard King 25 maç kaçırmış; pivot Bill Cartwright tüm sezon oynayamamıştı. Çoğu maç gecesi, Madison Square Garden’ın yarısı bile dolmamıştı.

Ewing için mükemmel bir yer olacaksa o da New York olurdu, yani ligin en büyük marketi. 1980’leri NBA’in en parlak dönemi olarak düşünüyoruz ama şunu hatırlamakta fayda var, büyümenin en önemli kısmı bu on yıllık dönemin ikinci yarısında geldi. 1985’in baharında; Michael Jordan hâlâ kötü Bulls takımındaki bir çaylaktı, modern Lakers-Celtics rekabeti yeniden filizleniyordu ve NBA, azalan seyirci kitlesiyle, para sızdıran takımlarla ve oyuncular arasında büyüyen kokain sorunuyla (1982’de Los Angeles Times’in haberinde belirttiği üzere oyuncuların %75’inde uyuşturucu problemi vardı) mücadele ediyordu. Henüz iki yıl öncesinde lig, 23 takımdan altısını feshetmeye çok yaklaşmıştı.

Artık, NBA’in CBS ile yaptığı dört yıllık 91.9 milyon dolar değerindeki TV anlaşması da sezon sonunda bitecekti. Sacramento’daki Ewing televizyona geçemezdi, ama peki ya Big Apple’daki (New York’un takma adı) Ewing? Lotarya öncesinde New York Times’in yazısı şöyle diyordu, “Lig yetkilileri ve televizyon reklam yöneticileri arasında, NBA’in en çok faydayı Ewing’in Knicks formasını giymesi halinde sağlayacağı yönünde güçlü bir görüş var.”

Az galibiyetin getirdikleri: 1982-83 sezonunda sonlara doğru gelen mağlubiyet serileri ve ertesi yıl da aynı şekilde devam edince Houston, ilk olarak Sampson’ı ve ardından Olajuwon’ı kadroya kattı.

Diğerleri ise bir adım daha ileriye gitti. Stan Kasten, o dönemki Hawks’ın genel menajeri, lotaryadan birkaç ay önce Hawaii’de katıldığı bir kolej turnuvası sırasında söylenenleri hatırlıyor. “NBA’den bazı isimlerle birlikte oturuyordum,” diyor Kasten. “ve üst sıralardan bir takımın ismini veremeyeceğim yöneticisi, milyonda bir gerçekleşecek şeye ikna olmuştu. ‘Ewing, Knicks’e gidecek’ diyip durdu. ‘Knicks’e gidecek, her şey ayarlandı.’ ” Kasten bir an duraksıyor ve kendi kendine gülüyor. “O zaman ona inanmamıştım.”

David Joel Stern’ın hırs eksiği hiç yoktu. Hem sokaktan (babasının başarıyla işlettiği marketinde insanların yeteneklerini öğrendi) hem de kitaptan (Columbia Hukuk Okulu mezunu) çok şey öğrendi. 1984 Şubat’ında, 41 yaşındayken, yardımcılıktan NBA başkanlığına yükseldi. Lotarya sistemini getirmek onun ilk icraatlarından biriydi ve çoğunluğun da katıldığı şekilde, ligin dürüstlüğünü korumak adına gerekli bir adımdı. Ama bir sonraki adımı aynı derecede alışılmamış bir şeydi: Bunu televizyonda yayınlatmaya karar verdi.

Şu an için çok normal gözükebilir fakat o zaman Kiper Jr. öncesi, 24 saatlik keyiflerden yoksun bir dönemdi. (1) NBA playoff maçlarının yarısı ulusal kanalda bile değildi ve draft da USA Network üzerinden hafta içi bir öğlen vakti yayınlanıyordu. Dahası ilgi o kadar azdı ki, Stern’e göre, NBA tarafından USA Network’e draft için bir yıllık 40.000 dolar ödeme yapılıyordu.

Lotarya? Basit bir şekilde, iyice göklere çıkartılmıştı. Bununla beraber, Stern bunu koz olarak kullanmaya kararlıydı. Her dedikodu iyi bir şeydi.

12 Mayıs Pazar günü lotarya sabahında CBS muhabiri Pat O’Brien, Manhattan şehir merkezindeki Waldorf Astoria’ya erkenden vardı. O zaman 37 yaşında olan ve mükemmel bıyıklara sahip O’Brien, ilk seçim hakkını hangi takımın alacağına dair bir tutam satır yazmıştı. En ilişkili kısmı şuydu, “Basketbol, geri dönüyor…”

Dürüstlük: Clippers takım sahibi Sterling, NBA’in eski draft formatının tanking yapmak için cesaret verdiğini şöyle açılıyor, “Kaybederek de kazanabiliriz.”

NBA, o gün Starlight Roof’a 100’den fazla medya mensubuna akreditasyon vermiş ve bir 100 kişiyi daha davet etmişti. Bir zamanlar, Duke Ellington ve Glenn Miller’in üstlendiği şehrin en hippi gece kulüplerine sahiplik yapan bu çatı katının duvarlarında NBA amblemleri geçici olarak duruyordu. Podyumun hemen yanındaki sahnede garip biçimli, şeffaf bir plaj topu vardı.

Bu top, Rick Welts’in parlak bir buluşuydu. Welts, 32 yaşında, NBA ofisinin yükselen yıldızıydı ve Stern onu bir lotarya tasarlaması için görevlendirmişti, her şeye rağmen eğlenceli bir şeydi. O zamanlar Stern zor bir işin başındaydı; haftada 60-70 saat çalışabilecekleri beklentisi altında gençleri işe aldı, ardından kendi mükemmeliyetçi standartlarına uymayanları da buna uygun şekilde giydirdi. Sonuçta, Welts’in üzerinde devasa bir baskı vardı. Bu noktada Welts ve ekibi Hugh Rasky’ye, başkanlık için yarışan adayların tartışmalarındaki setleri hazırlayan tasarımcı olarak bilinen isme döndü. Birçok fikrin reddedilmesinin ardından, her biri kare şeklinde yedi zarfın karıştırılabildiği bir düzenekte karar kıldılar.

Geçmişe dönüp bakınca, kendine has bir karar olarak duruyor. Kare objeler dairesel bir kabın içinde ping-pong topları gibi dönemez. Ancak NBA’in kendine ait nedenleri vardı. Birinde, “kapak açılınca tüm topların uçup gideceğinden korkmuştuk,” diyor Brian McIntyre, o zamanki ligin küçük medya ilişkileri ekibinin başında olan isim. Ayrıca seramoninin de itibarlı olması umudu vardı ve herkesin anlaştığı nokta ping-pong toplarının sirk gibi hissettirdiği yönündeydi.. En önemlisi, takım logolarının olduğu kartları zarfların içine sıkıştırıp o günlerin 20-inch’lik TV setlerinde görünmesi sağlamaktı. Eğer raflarda yer alacaklarsa kare olmaları gerekiyordu. Yani, dev zarflar! Stern’in ofisindeki ilk provada, bir zarf o topun içinden dışarı fırladı. Welts, “korktuğumuz oldu,” diyordu.

“Çok, çok gergin bir andı,” diyor Pat O’Brien, ilk lotarya öncesinde Waldrof’ta karşılaşılan o görüntüyle ilgili olarak. “Mahkeme salonlarında ve cinayet duruşmalarında bulunmuştum ama hiçbiri bu kadar gergin değildi.”

Şov hesapları birçok açıdan göz korkutucu bir hale bürünmüştü. Waldorf’un kullanımı, bir arena ya da stüdyodan farklı bir şekildeydi. CBS ve NBA o alanda bütün bir operasyon yeri kurmuştu. Bunun anlamı şuydu, asansörlerle birlikte 18 kat aşağıda bekleyen bir TV kamyonundan yüzlerce metre uzunluğunda kablolar çekilmişti. Bir de etkinlik için hazırda beklemeleri istenen takım temsilcileri problemi vardı. Bu insanların gerçekten ne yapması gerekiyordu? Tüm zamanı oracıkta oturarak geçirmeleri mi?

Saatler öğlen 1’i gösterdiğinde, artık şovun canlı yayınlanmasına bir saatten az bir süre kalmıştı ve Sixers ile Celtics arasındaki playoff maçının devre arasında gerçekleştirilecekti. Lotaryaya katılacak tüm takımların şehirlerinden en az bir gazeteci oraya gelmişti. Atlanta’daki üç istasyondan canlı görüntüler aktarılacaktı.

O’Brien, o an ürkütücü bir sessizlik olduğunu hatırlıyor: “Çok ama çok gergin anlardı. Mahkeme salonlarında ve cinayet duruşmalarında bulunmuştum ama hiçbiri bu kadar gergin değildi.” Sahnede, yedi takımın temsilcileri koltuklarında oturuyordu. Takımların kendi evlerinde ise durumlar şöyleydi: Seattle, St.Patrick Ewing Günü’ne ev sahipliği yapıyorken Clippers cephesi sezonluk bilet talep yağmuru için panolarında değişikliğe gidiyordu. Kings yeni salonu Sacramento Arena’da bir parti düzenliyordu. Bu sırada Knicks GM Dave DeBusschere ise “On The Road Again”de kazanan atın nalını almıştı. Ayrıca daha sonra, o günün sabahında saat 9:15’te evinin yanındaki kiliseye gidip ettiği dualar esnasında “biraz bencil” olmuş olabileceğini ifade etmişti.

Saat 1:45 civarında iken playoff maçında devre arasına girildi. Waldorf’ta O’Brien canlı yayın için hazırlanıyordu. İçeride, hem bir arkadaşıyla şakalaşıyor hem de bir yandan ciddiliğini koruyordu, David Brinkley olarak etkinliğin sunucusu olmayı hayal etti. Ortamdaki gergin havayı yumuşatmak için, silahsız olan güvenlik görevlisini taklit etmişti.

Saniyeler sonra Stern sahneye çıktı. Birazdan ortaya çıkacak şeyler, sporun Zapruder filmiydi(2). Youtube’da tekrarlarca izlendi ve komplo teorisyenleri tarafından en ince ayrıntılarına kadar incelendi. Stern süreci açıklıyordu. Ernst & Whinney isimli muhasebe firmasından ak saçlı bir adam, Jack Wagner, yedi zarfı plastik kürenin içinde hafifçe atıyordu. Dördüncü zarfın öncesinde -belki de amacına yönelik bir hareketti?- biraz duraksadı ve zarfı çarptırarak köşesinin kıvrılmasına neden oldu. NBA’in güvenlik şefi Jack Joyce, küreyi beş kez çevirdi. Stern’in nefes alış verişi duyuluyordu ve ilk seçime uzanmıştı, bu zarf Ewing’in kaderini şekillendirecekti. Bir anlığına etrafı yokladı ve zarfları kavrayarak çevirdi, ardından şanslı olanı –ki o da ne hikmetse köşesi kıvrılandı, küreden dışarı çıkardı.

Altı zarfın daha birincinin arkasında sıralanmasının ardından Stern zarfları açmaya başladı. Son zarftan birinci seçime doğru geriye sayıyordu. “1985 Draft’ında yedinci sıra seçim hakkı” diye başladı duyurusuna genizden gelen sesiyle, “Golden State Warriors’a gidiyor!”

Bununla birlikte kameralar Al Attles’a odaklandı. Bay Area hanedanlığının gururlu ve sabırlı yüzü, ligte henüz biten sezonu en kötü oranla kapatmış olan ve en kötü 2.sıradan seçme hakkını alacağına kesin gözüyle bakılan takımın genel menajeri ve eski koçuydu. “Öylece baktı,” diye hatırlıyor Sixers genel menajeri Williams, “sanki balta sopasıyla yüzüne vurulmuş gibiydi.” Attles’in hemen yanında oturan Kasten, onun omzuna dokunarak sanki bir yakınının kaybetmişçesine teselli etmeye çalıştı. Attles’in yüzü düşmüş ve güvensizliği artmıştı. “Tıpkı, oracıkta bir adamın acısının beş sahnesini izlemek gibiydi.” diye hatırlıyor Los Angeles Times’in NBA yazarı Sam McManis.

Reaksiyon anı: Hawks GM Stan Kasten (ön plandaki), Stern seçimleri sırayla açıklarken ilerleyişten pek de memnun gözükmezken; hemen arkasında, eski formata gore gidilse Ewing’i seçmek için yüzde 50’i şansı olacak Warriors’ta GM Al Attles yedinci sıra seçimiyle yıkılmış olarak yer alıyor.

Bu sırada Stern zarfları açmaya devam ediyor: Kings, Hawks, Sonics, Clippers. Sonunda, yalnızca Indiana ve New York kaldı. Bir taraf Ewing’i alacak, diğer taraf ise Creighton pivotu Benoit Benjamin’i ya da Oklahoma’lı uzun forvet Wayman Tisdale’i seçecekti. Stern bir anda zarfı çekip kavradı ve zarf açılmayı reddetti. Nihayet mührü kırdı, baktı. “1985 NBA Draftı’nda ikinci sıradan seçim hakkı… Indiana Pacers’a gidiyor!”

Kalabalıktan büyük bir gürültü koptu, buna New York medyası da dahildi ve üç şey simultane şekilde gelişti: Pacers’ın sahiplerinden Herb Simon amacından emin olmayan bir adam gibi ayağa kalktı ve şaşkınlık içinde geri oturdu; DeBusschere yumruğunu masaya vurdu (“Masayı kıracağını düşünmüştüm” diyor McIntyre); ve O’Brien, taraftarların ona yıllarca papağan gibi tekrarlayacağı bir cümleyi söylüyor, “Basketbol New York şehrine geri dönüyor!”

DeBusschere bunun olacağını biliyor muydu? Resimde görüldüğü gibi, kurayı beklerken iyimser bir işaret yaptı. Bundan saniyeler sonra 1 numaralı seçim hakkını öğrenmenin zevkini çıkarmak ve Patrick Ewing’in New York’a gelişini kutlamak için aynı elini kullanarak masaya yumruğunu vurdu.

Kuradan sonra iki saat içinde Madison Square Garden’daki bilet ofisine 1,000’den fazla çağrı geldi. Knicks taraftarları New York’un barlarında eğlendi ve basından kaçınan Patrick Ewing, Washington’da birden fazla röportajı kaptı –biri CBS ile diğeri de Sports Illustrated. (SI fotoğrafçısı Manny Millan, Ewing’in kapak resmi için lotaryada yer alan yedi takımın da formasını getirmişti. Millan, Ewing’in Knicks’e gideceğini öğrendiği zamanki gülüşünü hatırlıyor.)

Genç başkan mutluydu. Stern basına yaptığı açıklamada, “Lotaryadan ötürü çok memnunuz. Buna olan ilgi harikaydı. İnsanlar, içkiler, gayriresmi takım hamleleri ya da herhangi negatif bir şeyin yerine lotaryayı konuşuyor.” diyordu. Rakamlar da onu destekliyordu. Etkinliğin yapımcısı Ed Desser’a gore bir gecelik reytinglerde, önemli bir yükseliş yaratmıştı ve lotarya yayını birçok spor yayınının önüne geçmişti.

NBA ofisinde sakin bir hava hakimken, bir gün sonra New York tabloid gazetesi ilginç bir haber paylaştı: Ernst & Whinney artık Gulf & Western’in yani Knicks’in sahibi olan şirketin denetleyici firmasıydı. McManis bir şike ihtimalini sorduğunda, Madison Square Garden başkanı Jack Krumpe’den gelen cevap şuydu: “Onlara nasıl ayarlayacaklarını 60 gün öncesinden söyledim. Ernst & Whinney’i arıyorsun ve ‘Eğer Ewing’i biz alamazsak kovulursun.’ diyorsun.”

Sports Illustrated, lotarya gününde yedi formayla birlikte kapak fotoğrafı için hazırdı. Bu fotoğraf, Ewing’in gülen yüzü ve Knicks’in renkleriyle sonuçlandı.

McManis o zaman, “Krumpe şaka yapıyordu, sanırsam.” diye yazmıştı. Bu sırada, bir Indianapolis TV istasyonu kareleri dondurarak Knicks’in zarfının köşesinin kıvrılmış olduğunu gösterdi. Diğer raporlar ise bu zarfın ilk olarak bir derin dondurucuya koyulduğunu ve bu şekilde Stern’in bu zarfı dokunup seçmesinin daha kolay olduğuna dair iddiaları söylüyordu.

Stern ise bu şüpheli sonuç iddialarına dair soruları dikkate almadı. “Eğer insanlar lotaryanın şikeli olduğunu söylüyorsa, adımızı doğru ifade ettikleri sürece öyle olsun. Bunlar bizimle ilgilendikleri anlamına geliyor. Bu harika bir şey.”

Otuz yıl sonra dahi Ewing lotaryası hâlâ canlılığını koruyor. En bariz etkisi baş döndürücü bir şüpheci jenerasyona ilham kaynağı olmasıydı. İnternetten araştırın ve sonuçlarını görün: Youtube’ta “The Big Fix” adıyla yer alan kısa bir belgesel (Fonda U2’nun “Where the Streets Have No Name” şarkısıyla); doktora tezleri uzunluğunda mesajlarla tartışmalar; 2012 senesinde Patrick Hruby adlı profesyonel sihirbaz lotarya videosunu izleyerek bir umut el çabukluğunu yaklamaya çalıştı (delil sonuçsuzdu.)

Diğer yandan, komplo teorileri üzerine odaklanmak ilk lotaryanın daha büyük etkisinin kaçırılmasına yol açıyordu. Büyük liglerde takımların tanking taktiklerine karşı ilk uygulamaydı. Takip eden yıllarda lig bu sistemi ince ayarlarla geliştirdi, 1987’de verilen kararla birlikte en kötü dereceyle bitiren takım artık en düşük dördüncü sıradan seçebilecekti. Günümüzdeki gelişmelerin ise anlaşılması zor ve lotarya takım temsilcileri ile davetli birkaç gazeteciye de açık durumda. Numaralandırılmış 14 ping-pong topundan dördü küreden seçilir, böylece ilk üç sıra seçimininde yer alacak takımların belirlenmesi için 1,001 ihtimalli kombinasyona izin verilir. Bu yeniliklerin hiçbiri takımları dibe oynamaktan alıkoyamadı (öhöm, öhöm, Sixers) fakat dört büyük spor ligine bakıldığında en iyi sistem budur. Daha da önemlisi, sistem ilk getirildiğinde ligin güvenirliliği için çok ihtiyaç duyulan bir ölçüttü.

Artık basketbol dalga dalga yayılıyordu. Lotarya gününde DeBusschere, “Şimdi çok daha iyi bir takım haline geldik.” diyordu. (Gerçekte bu yıllar aldı. Önce Pat Riley’nin gelişi ve ardından Jeff Van Gundy ile Knicks, Ewing’le birlikte gelişti.) İlk lotaryadan en çok etkilenen ekip Warriors olabilir. Eski kurallara göre Ewing için yarı yarıya şansları vardı ancak bunun yerine yedinci seçimi kazanabildiler. Warriors buradan yine iyi çıkmayı başardı, daha sonraki yıllarda Hall of Fame onuruna erişecek olan Chris Mullin’i draft etti ama yine de çeyrek asır boyunca umutsuzca, hile olmadan, bir uzun oyuncuyu arayışına girildi.

Bir bakış: Ewing’in gelişi Knicks hanedanlığı için ayrı bir mücadeleydi, taraftarlar Garden’a doluşuyordu ve takım playofflara geri dönüyordu. 1994’te (resim) Ewing ve eski bir numara Olajuwon Finallerde karşı karşıya geldi, Houston yedi maç sonunda kazanan taraf oldu.

İlgi çekici başka “farzedelim ki” senaryoları vardı. Ewing ve Reggie Miller’in Indiana’da birlikte olduğunu veya Ewing ve Dominique Wilkins’in Atlanta’da olduğunu düşünün. Yine gördük ki, lotarya takımları daha iyi seçebilselerdi kendilerine bolca katkıları olacaktı. 1985 draft sınıfı birçok cevherle doluydu: 8.sıradan Detlef Schrempf, 9.sıradan Charles Oakley, 13.sıradan Karl Malone, 18.sıradan Joe Dumars, 24.sıradan Terry Porter. Bu cevherlere rağmen, o zamanki önyargılar ışığında ilk altı seçimin dördü uzun oyunculardı ve üçünün –Benjamin, Jon Koncak ve Joe Kleine- etkisi çok azdı.

Lotaryanın süregelen en büyük etkisi kültürel olabilir. “NBA’in ilk dahice pazarlama hamlelerinden biriydi.” diyor McManis. “Stern rol kesen birisiydi. Pat Sajak gibi olduğunu yazmış olabilirim ama aslında daha çok Vanna White gibiydi.(3) Harika bir tiyatro vardı.” Bu ayrıca keşfedilmemiş bir bölge gibiydi. “Şimdilerde antika gelebilir ama o dönemde çığır açıcı bir şeydi.” diyor, bir dönem NBA Entertainment’i yürüten ve Desser Sports Media’nın kurucusu olan Desser. “O günlerde NBA’in ikinciliğe oynayan bir lig olduğunu hatırlamak gerekiyor. Yapılan iş büyük bir hamleydi.” İlerleyen yıllarda da görüldü ki, maçların devre aralarında gerçekleştirilen lotarya yayınları maçlardan daha büyük reytinglere ulaşıyordu.

Stern lotarya modelini yaratarak aynı zamanda resmi de mümkün olduğunca büyütüyordu. Yayınlar, etkinlikler, ev araç gereçleri, uluslararası televizyon anlaşmaları, All-Star haftasonu: Stern hepsini bir istedi. Onun görevinin ilk yedi senesi boyunca her sezon katılım rekorları kırıldı. Lisanslı ürün satışları %437, maaşlar %177 artış gösterdi. Televizyon anlaşmaları altı haneli rakamlara çıktı ve takımların değerleri üçe katlandı. O dönemde Stern, Disney sonrası NBA’i modelledi. Stern o dönemde şöyle diyordu: “Onların tematik parkları var, bizim de aynı şekilde. Ama biz onları arena olarak adlandırıyoruz. Mickey Mouse, Goofy gibi karakterleri var, bizim karakterlerimiz ise Magic ve Michael adını taşıyor. Disney kıyafet satıyor, biz de satıyoruz. Onlar video kasetleri yapıyolar, biz de yapıyoruz.”

1985 Draftı’nda Ewing’in Ardından Seçilenler

Wayman Tisdale (Oklahoma): 12 yıllık kariyerinde 15.3 sayı ve 6.1 ribaund ortalamaları yakaladı.
Benoit Benjamin (Creighton): Toplam blok sayısında (1,117) ve maç başına blok ortalamasında (2,75) Clippers’ın lideri olarak yerini korusa da bu gezgin pivot, kariyeri boyunca dokuz farklı takım formasını giydi ve çoğunlukla bir hayal kırıklığı olarak değerlendiriliyor.
Xavier McDaniel (Wichita State): Beş farklı takımda toplam 529 maçta sahada yer aldı ve 12 sezonluk kariyeri boyunca 15.6 sayı ortalaması tutturdu.
Jan Koncak (Southern Methodist): Hawks’la geçirdiği 10 sezon boyunca güvenilir bir savunma oyuncusu olarak düşünülse de daha çok 1989’da imzaladığı 6 yıl/13 milyon dolarlık sözleşmesiyle hatırlanıyor.
Joe Kleine (Arkansas): 15 sezonluk kariyeri boyunca yedi takımda yer aldı ve yalnızca 4.8 sayı ve 4.1 ribaund ortalamaları yakaladı.
Chris Mullin (St. John’s): Warriors, Mullin’i seçerek son sıradan en iyi şekilde çıkmayı başardı. Mullin beş kez All-Star takımına seçilirken 1992’deki orijinal DreamTeam’in (Rüya Takım) de bir parçasıydı.

Stern’in, bir fikrin potansiyelini gördükten sonra üzerine gitmediği nadir görülür. Sonuçta bu adam, sırf Japonya’da gösterilebilsin diye 1991 All-Star maçını yüksek çözünürlükte kayıt altına aldırmış birisidir. “David’in görev süresi boyunca tavrı, ‘Hey, bir şeyler denemekten korkmayalım’ şeklindeydi.” diyor McIntyre. “Bir keresinde David’in bir fikriyle alakalı Rick Welts’e gittiğimizi hatırlıyorum. ‘Bunu gerçekten yapacak mıyız?’ dediğimde o da bana ‘Hey, eğer işe yaramazsa da yaramasın. Bir hata yapmaktan korkacak değiliz.’ diyordu. David’in başkanlığı dönemi boyunca temelde yatan görüş buydu.” derken McIntyre duraksıyor ve gülümsemeye başlıyor. “Bu durum, ‘Hata yapmaktan korkmayın ama eğer yaparsanız da yandınız’ gibiydi.”

Bugün, lotarya NBA taraftarları için zamanlarını ayarladığı bir etkinlik olarak yer alıyor. Bir YouTube derlemesi oluyor, geniş bir çapta ilgi gören ilk 10 draft lotaryası anları izleniyor. Tam da beklediğiniz gibiler. Zarflar açılıyor. Clippers temsilcileri garip yüz ifadeleri yapıyor. Başkan yardımcı Russ Granik ciddi görünüyor. Tuhaf bir şekilde merak uyandırıcı bir durum.


Mütevazi başlangıcından bu yana NBA Draft Lotaryası gelişme kaydederek artık zamanların ayarlanarak izlendiği hale geldi. Başkan yardımcısı Granik 2004’ün yıldızıydı.


Bulls GM Jerry Krause, takımının 1999’da ilk sıra hakkını kazanmasının ardından sevinçten havalara uçuyor. Chicago bu hakkını Duke yıldızı Elton Brand’den yana kullanmıştı.


1996’da, lotaryada ilk sıra hakkını kazanan takım Philadelphia 76ers olmuştu ve takım başkanı Pat Croce memnuniyeti bu şekilde göstermişti. Philadelphia bu hakkıyla Allen Iverson’ı seçmişti.


Lotarya büyüsü? Pat Williams’in büyüleyici bir dokunuşu olacak ki dört kez ilk sıra hakkını kazanmayı başardı. Birini Philadelphia üçünü ise Orlando ile yaşamıştı.

Her olayda drama insanlıktan ve umuttan ortaya çıkıyor. Takım sahipleri ve genel menajerler, yıllarını ve yüzlerce milyon dolarları takımlarının muhtemel olan en iyi pozisyona varmaları için harcıyor. En ufak avantaja sahip olmak için en ince analizleri kullanıyor. Ve daha çok saf ve acımasız olan şans tarafından gelecekleri tayin ediliyor. MLB ve NFL’in aksine yıldızların bir takıma yardımcı olduğu bir yer burası ve yıldızlar demek takım demektir; son 24 şampiyon takımın 18’inde Michael Jordan, Kobe Bryant, Tim Duncan ya da LeBron James vardı. “Oradayken kalbiniz küt küt atıyor, avcunuzun içi terliyor,” diyor, biri Sixers üçü Magic ile olmak üzere lotaryayı dört kez kazanan şanslı isim Williams. “Eve döndüğünüzde sanki kontrolü ele geçirecekmişsiniz gibi kazanmayı bekliyorsunuz. Yaşamak için kırılgan bir yol.”

Peki ya bu zıplayan plastik topların kaderi önceden belirlenmişse? Toplarda herhangi bir ağırlık farklılığı varsa? Yine dönüp dolaşıp komplo teorilerine geri dönüyoruz. Bu teoriler, Orlando’nun iki yıl üst üste kazanmasıyla ve ardından Michael Jordan’ın Wizards’ın ortaklarından birisi olduğu yılda (2001) Wizards’ın birinci sırayı almasıyla birlikte birden ortaya çıktı ve büyüdü. Yakın zamanda, 2012’de, New Orleans Hornets’in lig tarafından Tom Benson’a satıldığı senede, ilk seçimi kazandılar ve Anthony Davis’i aldılar.

Yine de hiçbirisi ilk lotarya kadar yankı uyandırmadı. Yıllarca mitler büyütüldü; internet, sosyal medya ve spor üzerinde komplo teorilerine inananlar tarafından pişirilip durdu. Bu teorilere kanıt ise en azından bir şekilde kendini gösteriyor. Stern bir Knicks hayranı olarak büyümüştü. Knicks ligi en kötü yedinci olarak bitirmesine karşın ilk lotaryada kazanan ekip olmuştu. DeBusschere ise hemen oracıkta 33 numaralı Knicks formasıyla canlı yayında gösterişe hazırdı.

“New York’ta bu her zaman gündeme gelir,” diyor New York Daily News’te köşe yazarı olan Frank Isola. “Bu daha çok bir şehir efsanesi ama insanlar bununla alakalı şakalar yapmayı seviyor. DeBusschere’in yumruğunu masaya vurmasını konuşmadan önce donmuş zarftan söz ediyorlar.”

Lotaryanın içinde olanların da farklı tepkileri var. “Bu işin gerçekten içinde olanlar için çok eğlenceli bir durum bu.” diyor şimdilerde Warriors’un başkanı olan Welts. “Lotarya yaklaşırken haftalar boyunca New York’un kazanması durumunda ne yapacağımızı hiç konuşmamıştık. Sonuçtan daha çok sürece kafayı yormuştuk.” derken gülüyor. “Ama o gün onların yaptıklarının yanında bana inanan olmayacaktır…”

Etkinliğin yapımcılarından Ed Desser de yaşanan hassaslığı yansıtıyor. “Tüm bu komplo şeyleri ortaya çıktığında gülünç bir bir durum vardı. Oh, gerçekten mi? diyorduk. Biz yalnızca kürenin dışına çıkmayan şeylerden endişe ediyorduk. Kartları dondurmayı ya da kıvırmayı düşünecek kadar akıllı değildik.” Diğerleri ise huzursuz olmuştu. “Başta mizahi yolla tansiyonu düşürmek için çabaladık, çünkü anlamsız bir varsayımdı.” diyor McIntyre. “Sonrasında biraz huylanmaya başladık ve bir şey demedik.” O’Brien ise her yıl o lotaryayı sordu. “Böyle bir şey oldu mu? diye soruyordu. “David hakkında bilmeniz gereken bir şey var. Paçayı kurtaracak kadar zeki birisidir. Aynı zamanda bunu yapmayacak kadar da zeki birisidir.” (O’Brien kendine hakim olamıyor ve ekliyor: “En büyük komplo, Jon Koncak’in aldığı büyük kontrattır!”)

New York Post’ta yakın zamanda çıkan bir hikayede, oğlu Peter’in dediğine gore, 2003’te hayata veda eden DeBusschere’in hiç itirafta bulunmadığı söylendi. O’Brien bir şeyler öğrenebilmek için DeBusschere’in ağzını aradığını söylüyor: “Dave iyi bir arkadaştı ve New York’ta beraber içmeye giderdik. ‘Hadi ama anlaşma neydi?’ diye sorduğumda bana verdiği cevap, ‘Herkes gibi ben de şaşırdım.’ oluyordu. Ve siz de o andaki ifadesini görseniz bunu söylerdiniz.”

Kaybeden GM’ler bile bunun üstünü kapatmıyordu. Şimdilerde Dodgers’ın başkanı ve sahiplerinden biri olan Kasten, “Komploların sessiz olmasını sağlamak kolay değildir. Tecrübelerime dayanarak söylebilirim ki bu iş dünyasında herhangi bir şeyi bir kişiden fazlası biliyorsa sessiz kalınmasını sağlamak hiç kolay değildir.” diyor. Williams ise gülerek, “Bir donmuş kart var ve David orada soğuk olanı bulana kadar devam etti. Bunu hayal edebiliyor musunuz? Hem de ulusal kanaldayken?” derken duraksıyor. “NBA ofisinin o kadar akıllı olduğunu sanmıyorum.”

Stern ilk draftı hile ile yönetmiş olabilir mi? “Bunu yaparken onu görebiliyorum.” diyor bir önemli bir menajer. “Ama yaptıysa da ne oldu? Başarılı oldu. Ligin kurtulmasına yardım etti.”

Diğerleri ise geçmize mazi demeyi tercih etti. Şimdi 78 yaşında olan Al Attles’e ulaştığımda o ümitsizlikten biraz kalıntılar bekliyordum. Sonuçta, lotarya gününde sorulara cevap vermeden hiddetle oradan ayrılmıştı. Neşeli bir şekilde, “Evet, draftta birinci ya da ikinci sırada seçmemiz gerektiğini düşünüyordum ama biz de Chris Mullin’ı aldık, yani o kadar da kötü değildi.” dedi ve konu komploya gelince geçiştirmeyi tercih etti. “Hayır o konuya girmeyeceğim. Bunu düşünmeye başlarsak içinden çıkılması zor bir durumla karşı karşıya kalırız.” O zaman, sonraki dönemde Washington Bullets’in GM’si olacak Bob Ferry, lotarya krizi konusunda lafını esirgemeyen biriydi. “Buna tamamen karşıyım.” diyordu. Peki ya şimdi? “Herkesin hile olduğuna dair şüphelendiğini, ligin Ewing’i New York’ta istediği düşüncelerini hatırlıyorum.” diyor şimdilerde Nets’te gözlemci olarak görev yapan Ferry. “Ama o zamanda buna karşı mıydım yoksa destekliyor muydum hatırlamıyorum.” (Herb Simon, DeBusschere’in ardından ikinci sırayı alan isim, görüşme tekliflerini reddetti.)

Bunlar onların inanmadıklarını gösteren ifadeler değil, yalnızca kullandıkları kelimelerde oldukça dikkatli davranıyorlar. Şimdi emekliliğinde bile Stern uzak duruyor. NBA çevresindeki insanlarla konuşunca her türden teorileri duyuyorum ancak çok azı bir atıfta bulunabiliyor. Örneğin: “Lig şu anda bunu yapamazdı ama peki ya o zaman? Umutsuz bir haldelerdi.” ve bir başkası: “Ligin bunu yaptığına dair düşünceler çok ama çok güçlü bir şekilde yerini koruyor. Stern’in o zamanlar böyle bir şeyi yapmış olabileceğine inanan insanlar var.””

Ve bir de bunu pratikte değerlendirenler var. “Bunu yaparken onu görebiliyorum.” diyor bir önemli bir menajer. “Ama yaptıysa da noldu? Başarılı oldu. Ligin kurtulmasına yardım etti.”

Elbette, bunu yalnızca bir kişi gerçekten bilebilir.

Şikeli forma? Komplo teorisyenleri, Knicks başkan yardımcısı DeBusschere’in(sağda) daha ilk draft lotaryasında 33 numaralı Ewing formasını hazırda tuttuğuna işaret ediyor. Arka planda neler yaşanmışsa yaşansın buradan kazançlı çıkan New York oldu, aynı şekilde NBA ve yeni başkan Stern(solda) de bundan faydalandı.

New York’ta hafif sıcak bir sabah, şaibeli lotaryadan neredeyse 30 yıl geçmiş ve Stern bunu konuşmaya karar verdi. Orijinal fikir buluşup, belki de Starlight Roof’a geri dönmekti ama Stern emekliliğinde bile meşguldu. (Şu anda DJS Global Advisors isimli bir firmayı yönetiyor). Bu sebeple biz de telefonda konuşmaya karar kıldık.

Konuşmak için uygun bir zamandı. Lotarya yaklaşıyordu ve Knicks’in ilk sıra için %19.9 şansı (%25.0 şansı olan Timberwolves’ın ardından ikinci sırada) var. Peter DeBusschere, hâlâ büyük bir Knicks hayranı, 1985’teki o şanslı günde babasının giydiği açık mavili kravatı takmak istediğini söyledi. Belki de yine bir tutam şans sağlayacaktır.

Lotaryayla alakalı özel bir şeyler hatırlayıp hatırlamadığı sorulduğunda Stern, “Çok bir şey hatırlamıyorum,” diyor. Kendini biraz zorlayınca detayları hatırlamaya başlıyor. Zorunlu değişiklikten (“Kaybetmek için çok teşvik ediciydi”); gelişmenin doğasındaki özel amaçtan (“Doğru dürüst analiz yapmadan bir avuç zarfın dairesel bir kutuya atılmasında karar kıldık”); ve o gün görünen gergin halinden (“Televizyoncu kişiliği olan biri değildim.”) bahsediyor. Biraz şüpheli bir şekilde, Knicks’in kazanması durumunda ne olacağını hiç düşünmediğini iddia ediyor. (“Tamemen birbirimizi yanıltmamaya odaklanmıştık”). Ayrıca, lotaryanın devam eden gelişimi hakkında övgüler almayı reddediyor (“Ne planlı ne de programlı bir şeydi”).

Hiç şüphe yok ki, Ewing lotaryasından sonrasındaki yılda insanların kafasında böyle tuhaf bir durum bir daha yaşanır mı düşüncesi oluşmuştu ve bu durum sonraki yıllarda da devam etti.

Daha once söylediği “adımızı doğru ifade ettikleri sürece” sözü hatırlatınca gülüyor. “O zamanlar akıllı birisi olduğumu gösteriyor” diyor.

Nihayetinde, kaçınılmaz bir şekilde, komplo teorileri hakkında sorular soruyorum. Geçmişte bu konuda Stern’in yanıtları, öngörülemeyen cevaplardı. Bazen esprili yanıtlar verirdi, “Brink’in hırsızlığından ve büyük tren hırsızlığından iyi ganimet almıştık” (CBS’ten Ian Eagle’e konuşmuştu). Bazen de ilgisiz takılırdı, tıpkı 2012’de New York Times’tan Harvey Araton’a söylediği gibi. “Bu çılgınca, gülünç bir şey.” Ara sıra, özellikle de soruyu soran kişi onu suçlu olmakla itham edince sert olurdu(Isola’ya yaptığı gibi). 2012’de, Jim Rome tarafından Stern’e “Lotaryada şike yapıldı mı?” diye sorulduğunda Stern mutlu görünmüyordu. “Bu soruna iki cevabım var. İlki kolay olanı, hayır yapılmadı. İkincisi ise bunu sorduğun için kendinden utanmalısın.” Rome bu konuyu zorlamaya devam edince Stern’in cevabı sertti: “Karını dövmeyi hâlâ bırakamadın mı?” Röportajın sonucu artık kimin diğerini asacağı olmuştu.

Stern ile konuştuğum sabah gardı yukarıda değildi, en azından o kadar yüksekte değildi. Teorileri karşılaştırırken, “dedikodu yumağı” demeyi tercih ediyor ve internetin böyle şeylere inananlarla dolu olduğunu işaret ediyordu. Rome ile yaşadıkları olay hakkında, “Cevaplar karşısında çok eğlendim, çünkü verdiğim karşı cevaplarıma bir bakın. ‘Hâlâ karını dövüyor musun?’ metaforunu kullanıp aslında ‘Kazanamayacağın sorular sorma’ demeye getiriyordum. ancak bir anda aile içi şiddet lobisi olaya dahil olup, ‘Söylediği şey ne kadar korkunç…” diyordu. Stern duraksıyor. “İşte o andan sonra Rome savunmaya geçti. Bundan ötürü eğlendim.”

Belki emekliliğinden ötürüdür, fakat sebebi ne olursa olsun, 72 yaşındaki Stern bu konu hakkında olgunlaşmış görünüyor. Yersiz bir hipotez sunulmuştu: Komplo teorileri -doğru ya da yanlış- aslında lig için iyi olmuşsa? Eğer Jordan’ın kumar yüzünden yasaklandığını ya da Stern’in şike yaptığını kesinlikle bilseydik, merak etmeyi bırakırdık. Spor hayranlarının içinde yatan da bu merak hissi değil midir? İhtimallere inanmak istiyoruz. Aynı zamanda bahaneler için de can atıyoruz. Mantıklı bir açıklama. Oyun alanının sorunlu olduğuna inanmak istiyoruz ya da takımımızın o kadar iyi olmadığı gerçeğini düşünmemeye çalışıyoruz. Nihayetinde, mitoloji spor dünyasındaki en etkili güç değil midir? Hiç şüphe yok ki, Ewing lotaryasından sonrasındaki yılda insanların kafasında böyle tuhaf bir durum bir daha yaşanır mı düşüncesi oluşmuştu ve bu durum sonraki yıllarda da devam etti. Stern’in kariyeri boyunca amacı, insanların dikkatlerini çekmek değil miydi?

https://www.youtube.com/watch?v=aAJ9FXrZZqY
Top10: Draft Lotarya Anları

Telefonun diğer ucunda ufak bir duraksama oldu. Ve ardından Stern beklenmedik bir şey söyledi: “Bu doğru.”

Sözlerine şöyle devam etti: “Mitoloji maçı kaybeden takım için daha geniş bir hale bürünüyor. ‘İşte hep hakemler yüzünden’ diyorlar. Bu sürekli olan bir şey ve ligin bir cazibesi haline geldi, aynı şekilde Michael Jordan’ı yasakladığımız düşüncesi de buna dahil.”

Bu durum akıllara Stern’in birkaç dakika önce söylediklerini getiriyor: “Bunların hepsi bir drama”. Dikkate alınmıyormuş gibi gelebilir ama diğer açıdan da yorumlanabilir. Farzedelim ki, Stern en ikna edici davranışını 30 yıl once Waldorf Astoria’daki o sahnede ortaya koymasaydı, yıllar sonrasında bile bunu nasıl devam ettirebilirdi?

Lotaryada hile yapıldı mı? Büyük ihtimalle hayır. Ardından yine aynı noktaya geliyoruz, hiçbir zaman tam olarak bilemeyebiliriz.

Ve belki de, aslında, Stern’in sevdiği de budur.

Notlar:
(1) Mel Kiper Jr. 1984’ten bu yana ESPN’de NFL Draft yayınında yorumcu olarak yer alıyor.
(2) Zapruder filmi: ABD başkanı John F.Kennedy’nin suikastını görüntüleyen Abraham Zapruder’ın sessiz filmi.
(3) Pat Sajak, 1980’lerde Amerika’daki Çarkıfelek programının sunucusu. Vanna White ise aynı dönemde programın hostesi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s