TIM DUNCAN – Grinin 21 Tonu

duncan-vaultlead-0711

Chris Ballard | SI. com – 21 Mayıs 2012 tarihli yazısından çevrilmiştir.

Tim Duncan, jenerasyonunun en başarılı oyuncusu, belki de en iyisi ve  bir Spurs takımı da kazanmak için inşa edildi. Peki neden onun üzerine düşülmüyor? Bunun sebeplerinin tamamı siyah-beyaz değil.

1. Yine Aynı Hikaye
Bir Tim Duncan maçını görünce hepsini görmüş oluyorsunuz. Yaylım ateşi gibi hepsi aynı yükseklikten mekanik şekilde bırakılmış potalı atışlar var. Aynı zamanda; jump hook’lar, harikulade post savunması, efor harcamadan ikili savunmaları çözmesi ve Walton ile Unseld’in karakteristik özelliği olan outlet pass’i (Ç.N: ribaund sonrası çıkarılan paslar) kusursuz uygulaması da var. Dik kafalı, beyaz saçlı koç saha kenarında volta atacak, beğenmediği hiddetiyle iyice hiddetlenecek. Dahası, Duncan’ın ifadesi de baştan sona her şeyi, ifadesiz surattan nötre doğru işleyecek.

Bir bahar akşamı Oakland’da, normal sezonun sonuna doğru gelinirken, Warriors karşısında Duncan, 11 dakikada 13 sayılık etkileyici bir oyun ortaya koydu. Buna rağmen, Warriors tribünlerinden ona karşı hiçbir yuhalama yoktu. Oyuncu tanıtımları esnasında Duncan, bir şiir dinletisinin sonunda duyabileceğiniz türden kibar bir alkış bile almıştı. O, herhangi bir rakip değildi.

Tabi, bu biraz şok edici. Duncan, jenerasyonunun belki de en büyüğü, tartışmasız şekilde en başarılısıdır. Yine de kendi akranlarıyla karşılaşma yapıldığında, hemen hemen anonim kalıyor.

Peki bu nasıl olabilir?

2. Sessizlik
“Seni uyarmalıyım, başım ağrıyor, “ diyor Tim Duncan, Denver Marriott’un lobisinde. Ayrıca bir zaman sorununun da olduğunu ekliyor. Takımın uçuş saati ertelenmişti. Pist buzlanmıştı. Herkes yorgundu.

Ayrıca, Tim bir ada çocuğudur ve Denver’da hava oldukça soğuktur.

Duncan, o geniş ve düz yüzüyle bana bir bakış atıyor. Yüzü adeta, belki bu röportajı bir yana atabiliriz dercesine bakıyor. Duncan’la görüşen herkes işleyişi bilir: Yalnızca maçlardan veya idmanlardan sonra konuşur ve sadece birkaç dakikanız vardır. O, çok şey başardığı halde, çoğu kişinin düşlediği “şöhretten” kaçmaya devam eden birisidir. Yıllar yılı, Duncan, ona milyonlar kazandıracak reklam ve röportaj tekliflerini geri çevirdi. Takım arkadaşlarıyla bir sorunu olmadı. Medya araçlarını, bir arka kanal olarak, genel menajerine ya da koçuna mesaj vermek için kullandı.

Bu noktada, hem Spurs’un halkla ilişkiler uzmanı Tom James hem de bir asistan koç bana kefil oldu. Ardından, James’in röportaj fikrini ortaya sunması için en doğru zamana kadar beklemesi gerekti. Yoldayken, Tim’in eşi Amy ve iki çocuğuyla vakit geçiremeyeceği bir boş günü olabilirdi, ki Tim sezon boyunca 100 kere de olsa bunu yapmayı seçer. Her şeye rağmen, ne kadar zaman olacağı belirsizdi, Duncan’ın ne diyeceğini bağlıydı. Nihayetinde, onaylayıcı biri olarak bir saygınlığı var.

3. Basketboldan Sonrası Yok
Bu problemli bir şey çünkü kurtarıcı ve hakkını koruyan hakkında bir hikaye duymayı kim istemez ki? Fakat Duncan? Özet geçersek: Uzun, kolejdeki dört yılında başarılı olan yetenekli bir genç adam, NBA’e gider, kısa sürede başarıya ulaşır, ardından 15 yıl boyunca buna devam eder. İşte rakamlar.

13: Kariyer boyunca üst üste bu rakam kadar All-NBA ve Savunma Takımları’nda yer aldı, lig tarihindeki herkesten altı fazlası.

.702: Duncan döneminde Spurs’un galibiyet yüzdesi, tarihte bir NBA takımı tarafından görülebilen en iyi 15 yıllık dönemdir.

0: Dört büyük profesyonel ligde, son 15 yıl içerisinde Spurs’ten daha iyi galibiyet yüzdesine sahip takımların sayısı.

4. DNP (Oynamadı) —YAŞLI
Artık neredeyse her maçta karşılaşıyoruz, buna bu playofflar da dahil. İlk sıradaki Spurs’un dört maçta Jazz’i süpürmesi sırasındaki durum şuydu: 36 yaşındaki Duncan, sırtında ona yüklenen bazı uzunlar olsa da pozisyonu bulup çıkartıyor ve rakip oyuncular şu soruyu yöneltiyor, daha kaç senen var?

Her gece, Duncan aynı şeyi söylüyor: “En az bir maçta daha varım.”

Genç isimler onu savunurken durum daha da kötüleşiyor. “Hey, seni izleyerek büyüdüm,” diyorlar ve Duncan bu imayı görmezden gelmeye çalışıyor. Bunun nasıl işlediğini anlıyor. “Bir oyuncu olarak ölümlülüğün bilinmez,” diyor. “Sonun geldiğini göremiyorsun.”

Kendi koçu bile eyleme geçiyor. Bu sezonun başında, Gregg Popovich onu oyun dışında bıraktığında, sebep olarak “Oynamadı – Yaşlı”yı gösterdi.

Sürpriz olmayan bir şekilde, Duncan’ın rakamları normal sezon esnasında düşüşteydi; 15.4 sayı ve 9.0 ribaund ortalamaları tutturdu. Bununla birlikte, 36 dakikaya – ilk beş oyuncusu dakikalarına – göre değerlendirildiğinde ise, bu rakamlar 19.7 sayı ve 11.5 ribaunda yükseliyor. Yani, neredeyse kariyer ortalaması kadar anlamına geliyor.

Onu bu hafta, Spurs ikinci turda Clippers karşısındayken izleyin. Siz de onun son zamanlara göre daha iyi hareket ettiğini, daha fit gözüktüğünü fark edeceksiniz. İkili sıkıştırmaların eksikliği ve göreceli genç takım arkadaşlarıyla birlikte gençleşmiş gibi görünüyor. (San Antonio’nun yaş ortalaması, 26.9 ile tüm zamanların en düşüğü.) Duncan da şöyle diyor, “Yıllardır hissetiğimin en iyisi.”

tim-duncan-kg-2012

5. Arkadaşı KG
Şaka yapıyorum, lehine bile sayılabilir. İşin aslı, Duncan, Kevin Garnett’ten nefret eder. Liberallerin Sean Hannity’e (Ç.N: muhafazakar politika yanlısı yorumlarıyla bilinen bir radyocu) ettiği tarzda nefret eder. Bu bilgi oldukça güvenilir bir kaynaktan, KG’nin kariyerini Duncan’ı rahatsız etmek üzerinden nasıl yaptığı; onun canını sıkarak, tokatlayarak ve kulağına çok garip şekilde fısıldayarak yapmaya çalıştığı üzerinden konuşan birisinden geliyor. Bunun ne kadar gülünç olduğu hakkında konuşuyorlar, çünkü bir rakip olarak yapabileceğin en kötü şey Duncan’ı kızdırmaktır. Sonrasında da, Malik Rose’un söylediği gibi, “Sizi paramparça eder.” Duncan’ın kariyeri boyunca Garnett’in takımlarına karşı rakamları işe şu sekildedir: maç başında 19.4 sayı, 11.6 ribaund ve playofflar da dahil 44-14 maç oranı.

Duncan ise konu hakkında dikkatli. Garnett ile yıllardır süregelen mücadelesinin onun hislerinde herhangi bir yumuşamaya, Magic-Larry tipinde bir yakınlığa yönelmeye neden olup olmadığını sorduğumda, otel odasındaki koltuğunda arkasına yaslanan Duncan sırıtmaya başlıyor. Bir duraksama oluyor. Uzunca bir duraksama. Sonunda konuşuyor, “Yakınlığı tanımla.”

6. Oyunbozan
Duncan, Marriott’taki asansöre atlıyor. Röportajı otel odasında yapacak (kaşlar yükseldi, James’ten yaşasın işareti geldi). Biraz sonra asansöre üç kişilik bir aile geliyor: kurumsal bir koca, güzel giyimli bir eş, ergen bir kız çocuğu. Kapı kapanıyor. Kocanın yapmadığı şey şu; jetonu geç düşmüyor, Duncan’ı tanıdığını herhangi bir şekilde açığa vurmuyor veya ne geçen geceki maç, ne bu yılki playofflar ne de Tim Duncan’ın yaptığı harika şey hakkında bir yorumda bulunmuyor. Eşi ne gözünü kırpıyor ne de kıvranıyor. Kızları ise Aman Tanrım! Aman Tanrım! diye düşünmüyor ve öfkeli şekilde mesajlaşmaya başlıyor. Burada bir LeBron ya da Kobe yok. Melo bile yok.

Kapı açılıyor, aile arkasına dönüp bakmadan bile ilerliyor. Duncan rahatlamış gözüküyor.

7. Alışılagelmedik Bir Aşk Hikayesi
Duncan’ın kariyer hikayesi 1997 yılının yaz aylarında bir adada başlıyor. Popovich’in, takımın bir numaralı seçimi ile buluşmak için St. Croix’e gittiği zaman demek oluyor bu. İlk günde Duncan koçunu yüzmeye götürüyor. Onlar oradayken, uzun ve kendine güvenen bir adam ile kısa ve kum gibi solgun teniyle kollarını öfkeyle hareketlendiren diğeri görülüyor. Duncan, kendilerinin suyun kayalık bölümünü geçmelerini sağladı, adanın kıyı çizgisi gittikçe kayboluyordu. Popovich ne kadar uzakta olduklarını, aşağıda neler olduğunu, kayaların tepesine ulaşan dalgaları anlamaya çalıştı. Her şeye rağmen devam etti, zayıflıklık göstermeme konusunda kararlıydı.

Üç gün boyunca – iki ya da dört de olabilir, ikisi de tam hatırlamıyor – bu iki adam, yüzmeye devam etti, sahilde uzandı ve yemek yedi. Hayattan, aileden ve önceliklerden konuştu. Basketbol dışında her şeyden. Yaklaşık 30 yıllık yaş farkına rağmen, çok az oyuncu ve koçun yapabileceği türden bir şekilde bağlandılar. Günümüzde, Popovic bu konuda konuşurken, “O zamanı sevgiyle anıyorum,” diyor. “Ani bir saygı ve birbirimiz anlamak gibiydi. Neredeyse ruh eşi gibiydik.”

O noktan bu yana, bu ikili aynı sayfadalar. 2003’te Duncan serbest oyuncu iken Orlando Magic’le olan flörtü dışında -ki o zaman O ve Pop, Pop’un evinin arka bahçesinde gece geç saatlere dek biralarını içtiler ve konuyu konuştular- Duncan’ın takımına olan bağlılığı hiç bozulmadı. Bu da Popovich’e, son derece başarılı sistemini yaratmasında yardımcı oldu. Bu sistemdeki ilkeler basitti: Hücum Duncan’dan ilerler ve eğer beğenmediysen, gidersin. Bu güne kadar da böyle süregeldi. “Çok iyi olmasalar da bir yeteneği olan rol oyuncularını seviyorum.” diyor Pop, kısık sesle gülerek, şaka yapmasa da. “Bizim takımda topun kimde olacağını biliyorum, ve benim de bunu anlayan oyunculara ihtiyacım var.”

8. Kaptan Jack
2001 senesinde, Stephen Jackson’ın ikinci ve Duncan’ın dördüncü yılında, Jackson oyundan alınırken öyle kızgın olurdu ki kenara doğru dev bir eğri çizerek giderdi, neredeyse rakibin saha kenarına doğru yönelerek Popovich’ten mümkün olabildiğince uzak kalmaya çalışırdı. Jackson kenardayken, yakındaki taraftarların rengi solacak kadar küfür yığınlarını salabilirdi. Aşırı düzeye ulaştığında ise Duncan Popovich’e ulaşıp “O iş bende,” diyebilirdi.

İşin gülünç tarafı ise, Duncan bunu yaptı. Jackson’ı uzun ve büyük kollarının arasında aldı ve onu sakinleştirdi. Onunla şakalaşır, takılır, paintball oynama planları yapardı. İlginç bir ikili olmuşlardı: Duncan ligdeki en dürüst oyunculardan biridir ve Jackson ise parçalayamayacağı bir takımla ya da patlatamayacağı bir şişeyle tanışmamış birisiydi.

Bu sezon, Jackson’ın bir takımdan diğerine gittiği (toplamda yedi takım) 11 yıllık ayrılığın ardından, bu ikili yeniden bir başka şampiyonluk koşusunda birleşti. Jackson’ın Duncan hakkında söyledikleri ise şunlar: “Tim Duncan’ın iyi bir arkadaşım olduğunu söylemekten ötürü gururluyum.”

Görünen o ki birçok insan da bu şekilde hissediyor. Spurs’le geçirdiği 15 yılda Tim Duncan’ın 116 takım arkadaşı oldu. Oldukça ünlülerden (David Robinson) çok da ünlü olmayanlara (Cory Joseph) kadar uzun bir listedir bu. Geçen yıl Duncan hepsini saymayı denedi fakat beceremedi. Başından beri ise yörüngenin merkezinde hep Duncan oldu.

En önemlisi, Popovich’e ona koçluk yapmasına izin verdi. 15 sene boyunca, her sene Pop onun ardından idmana gitti. Boyun damarlarının şişmesinden, tükürüklerin uçuşmasından, olabildiğince ayıp konuşmalardan bahsediyoruz. Duncan’ın geriye dönüp baktığında ise yaptığı bunları özümsemek oluyor. “Bunu her zaman sevmemiştir,” diyor, şu anda bir takım anonsçusu olan, eski takım arkadaşlarından Sean Elliot. “Ama yine de buna katlanıyor. Bunu görmek takımın geri kalanı için ne kadar önemli biliyor musunuz?”

Veya, bir Spurs koçunun söylediği gibi, “Pop her gün Tim’in ağzına sıçarken nasıl olur da Stephen Jackson gibi birisi şikayetçi olabilir?”

duncan-jacksoninline

9. Bilge
Bugünlerde tiratlar eskisi gibi sık değil fakat, Popovich, yıldızına diğer yollardan gözdağı veriyor. Spurs molayı aldığında San Antonio antrenörlerinin benchten birkaç metre ileriye giderek toplandığını görürsünüz ve bu, stratejiler üzerine konuşmak için değildir. Daha doğrusu Pop, Duncan, Manu Ginobili ve Tony Parker’ın takımla zaman geçirmesi için alan yaratıyor. “Timmy’i orada bir genç çocukla görürsünüz, bir şeyi nası yapması gerektiği veya şundan bundan bahsederek ne ifade ettiğimiz hakkında konuşuyordur.” diyor Popovich. “Molalarda bazen onların arasına gelip ‘hazır mıyız?’ derim ve Timmy de, ‘Evet, o iş bizde.’ der.”

Popovich duraksıyor. “Bu tarzda bir saygıyı istiyor çünkü bunu talep etmiyor, tabi eğer bu kulağa mantıklı bir şeymiş gibi geliyorsa.”

10. Ferry Avı
Burada Duncan hakkında nasıl hissettiğinizi şansa bırakıyoruz: Bir seferinde, takım arkadaşlarından bir grubu, daha önce hiç paintball oynamamış olanların çoğunlukta olduğu bir grubu, paintball oynamaya davet etti mi? Muhtemelen. Daha sonra Duncan, takımına hilecileri yığdırmış ve kendine ait çok güçlü paintball silahını getirmiş mi? Belki. Danny Ferry’nin işaret ettiği gibi, bazı oyunculara, “eğilin ve her seferinde altı feet sola ateş edin” diye talimat verdi mi? Bu da bir ihtimal. Ardından Duncan, takım arkadaşlarını avlamaktan, solmuş, saçları dökülen ve şort giyen Ferry’i yakınlaşıncaya kadar kovalamaktan, dahası onu ağır ateş altında bırakmaktan büyük bir zevk almış olabilir mi? Bu da mümkün.

11. Mütevazi
Birçok hikayeden bir tanesi: 2003 sonbaharında, Spurs’un sezon öncesi hazırlık kampında, birçok oyuncu takım emriyle yerel bir otelde kaldı. Ferry ve Steve Kerr ise kendi evlerinde kalmaya karar verdi. İkisi de kariyerlerinin sonuna yaklaşıyordu ve çocukları vardı. Onlara göre bu otel işi genç oyunculara yönelikti, onları hizaya getirmek içindi.

Kampın üçüncü gününde, Ferry ve Kerr antrenman tesislerine, otelden gelen ekiple neredeyse aynı zamanda varmıştı. Çaylaklar bir bir otobüsten ayrılıyordu. Kenarda ise altı yıldır ligde olan Duncan vardı. Kerr ve Ferry’e bir bakış attı. “Bir saniye, siz evde mi kalıyorsunuz?” diye sordu Duncan inanmayan gözlerle.

“Evet,” dedi Kerr.

Duncan’ın gözleri iyice büyüdü. “Yani bunu yapabiliyor musunuz?”

Ferry ona doğru bir bakış attı. “Tim, sen ligin MVP’sisin. Ne istersen onu yapabilirsin.”

12. Düz Bir Hatta Gitmek
“Bir oyuncu olarak başlıca şikayetçi olduğum durumlardan birisi, başarıya ulaştıktan sonra değişen oyunculardır.” diyor, Duncan’la dört yıl beraber oynamış Elliott. “Bazen bu değişim iki hafta içinde bile oldu. Nedeni ise, oyuncuların ezici çoğunluğunun kendilerini bilmemesidir. Kalabalığı yatıştırmak için olmadıkları gibi biri olmaya çalışıyorlar.”

Peki ya Duncan? “O nasıl biliniyorsa öyledir, kendi bedeniyle rahattır,” diyor Elliott. “15 yıldır hiç değişmedi.”

Duncan’a bu soru sorulduğunda, cevabı şu oluyor: “Bir bakıma kendini beğenmiş gibi geliyor fakat, ben gerçekten değişmek istemiyorum. Kendi benliğimi seviyorum, işleri halletme şeklimden mutluyum.” Ardından duraksıyor. “Bu yolda olmak için çabalıyorum.”

13. New York
Mükemmel bir ev oyunu tartışması: “Eğer Duncan’ı Knicks seçseydi neler olurdu? Ligin marka ismi mi olurdur? Ya da spot ışıkları yine çok mu gelirdi?

“Orada harika olurdu,” diyor Popovich.

“Uyum sağlardı,” diyor Kerr. “Köşe yazarları bir yıl boyunca onun etrafında olur ve ardından da vazgeçerlerdi.”

Duncan ise, “İşkence gibi olurdu. Muhtelemen orada uzun süre kalamazdım.” Diyor.

14. Ada Heyecanı
Duncan’ın arkaplanında bir basketbol geçmişi bulunmuyor. Sporcu hikayelerine benzer herhangi bir köken yok, ev projeleri veya şehir sokakları yok. St. Croix’ta büyüyen Duncan, elinden her iş gelen sevimli bir baba ile “İyi, daha iyi, en iyisi / Asla vazgeçme / İyini daha iyi ve daha iyini en iyisi yapana dek” mottosuna sahip bir anne tarafından yetiştirildi. Annesini kanserden yitirdiğinde 14 yaşındaydı. Hugo Kasırgası’nda yıpranmış evin yeniden inşası için babasına yardım etmiş ve gelecek vaad eden yüzücülük kariyerini bırakarak basketbol oynamaya başlamıştı. Bugüne kadar da hep derinden bir ada çocuğudur. Bir keresinde ikametgâhını Virgin Adaları’na taşımak istemiş, böylece maaşındaki vergilerle evinin olduğu bölgeye yardımcı olabilirdi. Ve bu oldu, Duncan’ın dediğine göre iki sene sürdü. “Bunun harika olduğunu düşünmüştüm,” diyor Duncan.

ABD hükümeti ise öyle düşünmedi..

15. Smaç
Bu sezon Tim Duncan’dan daha fazla smaç kaydeden NBA oyuncularından bazıları şöyle: Gordon Hayward, Landry Fields, John Wall, Byron Mullens, Trevor Booker. Toplamda ise 63 oyuncu var. Duncan bir tane bile smaç yaptığında, değişmeyen bir şekilde, çemberden yukarıya yükselen ve yakında olanı küçümseyen bir tek el smacı idi. Aslında buna güvenilir bir argüman yaratabilirsiniz. Larry Bird’ü istisna kabul ederek, NBA tarihinde başka hiçbir oyuncu, çemberle daha az oynarak daha başarılı olmadı.

popovich-duncan-vaultlead

16. İnce Zeka
Diğer yandan, Duncan’ın oldukça iyi olduğu şeyler NBA asistan koçlarını gerçekten heyecanlandırıyor. Bunun doğal sonucu olarak, tabiki, Amerikan koçların çoğunluğu NBA’de asistan koç değil. Asistanlar, onun postta gözleri kapalıyken kanattaki şutörlere pas atabilmesi, birçok uzuna nazaran çemberden bir feet uzaklıkta kafasını kaldırabilmesi, zıplamadan şutları bloklayabilmesi, potalı şutunun (ülkenin geri kalanı bu şutu, yazılı olmayan bir kuralla yalnızca H-O-R-S-E yarışmasında kullanmaya karar verdi) güzelliği ve diğer sayısız küçük ama önemli detaylar üzerinden devam ediyor.

Bakın bu konuda, Warriors’un asistan koçu, oyunun en iyi savunma dehalarından Mike Malone ne diyor: “Tim soldan blokları seviyor, ortadan gidiyor, sol omzu üzerinden dönüyor, sağından jump hook’u atıyor. Yani, açıkça yapabiliyorsan, kenar çizgilerine doğru dönmek isteyebilirsin, ki bu da onun karşı hareketi oluyor. Dahası, kafasını kaldırdığı zaman potalı şutlarda o kadar iyi ki, eğer ellerinizi kaldırırsanız o size yaklaşıp faulu alacaktır. Rekabet etmeye hazır olmanız gerekiyor, o çok akıllı! İşinizi erkenden yapmalısınız, orta alanı ele geçirmeli ve yine de, ikili sıkıştırma gibi biraz yardım almalısınız. Onu biraz daha dışarı itmeye çalışın. Boyalı alanın iki feet içine girmesine izin vermeyin, aksi halde, sağdan jump hook’una yönelebilir. Fiziksel oynayın, onu kenara yönlendirin. Son bir mücadele gösterin.”

Ve? “Ve yine de işlemiyor,” diyor Malone. “Aynı Kobe gibi. ‘Kobe’nin sola gitmesini sağlayın’ dersiniz fakat, sola giderek de yine sayıyı buluyordur.

17. Mit
İki hafta önce, Jazz karşısındaki serinin birinci maçının öncesinde, Popovich’e takımın ilk beşteki pivotunun kim olacağı sorulduğunda, “Son 15 yılda olduğu gibi, Tim Duncan.” yanıtını vermişti. Böylece, son dönemdeki NBA tarihinin en aksak kurnazlığının sonu gelmişti. 20 yıldır uzun forvet olarak söylenmenin, All-Star oylamalarında uzun forvet kategorisinde yer almanın ve şimdiden tarihin en iyi dört numarası olarak kabul edilmesi tartışmalarına yol açmasının ardından Spurs açık bir ifadede bulundu. Tim Duncan bir pivot. Her zaman da öyleydi.

18. Uzun Adam Önyargısı
Kabul edilmiş bir gerçek var: Uzun oyuncuların çoğunun genç yaşlardayken oyuna dahil olmalarının tek bir sebebi vardır. Oyun alanında birileri onları kenara çeker ve der ki, “Sen uzunsun, basketbol oynaman gerekiyor.” Ardından o kişi, onların ellerine topu sıkıştırıverir. Bu sebeptendir ki, NBA seviyesinde dahi vasat kalan bir sürü uzun oyuncuyu -Joe Barry Carroll, Eddy Curry, Stanley Roberts ve hatta Andrew Bynum gibilerini- görürsünüz. Bunun bir sonucu olarak da taraftarlar, oyundaki en uzun oyunculardan vasat performans beklemeye koşullanmıştır.

Duncan’ı tanıyanlara, onu sürükleyenin ne olduğunu sorun ve herkes aynı şeyi söyleyecektir: O bu oyunu seviyor. Küçük çocuklar gibi değer veriyor. Oyunu sevdiğini söylemek bir şeydir ve diğeri ise Ferry’nin söylediği gibi, “kazanmak için gereken fedakârlıkları göstermektir.” Duncan’ın son yıllarda dizlerini korumak adına yaklaşık 7 kilo kaybettiği işaret ediliyor. Bu yaşlarda 7 ft’lik uzunların çoğu genelde daha sağlam yapılı hale geliyor (ve aslında, onu soyunma odasında formasını çıkardıktan sonra vücut yağından yoksun olduğunu görmek, sarsıcı). Nasıl olduğunu konuşurken, sevimli, akıllı ve pazarlanabilen fakat tüm oyunları asla hatırlayamayan David Robinson’ın aksine, Duncan için, “önden arkaya, bir numaradan beş numaralı pozisyona kadar her oyunu biliyor” deniyor. Uzun süredir asistan koç olan Mike Budenholzer’ın dediği gibi, “Tim eğer gerekirse takıma koçluk yapabilir.”

19. Akıl Oyunları
Saha içi davranışları öylesine ayrıdır ki bir keresinde The Onion şöyle bir başlıkla hikaye yazdı, TIM DUNCAN SOL KAŞINI HAFİFÇE KALDIRARAK SEYİRCİYE ABARTILI ŞEKİLDE OYNUYOR. Öğrenilene göre bu etkileşim kasıtlı imiş. Duncan daha önceleri, sessizliği, “insanların akıllarını parçalamak” için kullandığını söylemişti. Durumu şöyle açıklıyor, “En iyi akıl oyunu, birinin üzerine gitmektir ve bunu devam ettimektir, ta ki gardları düşene dek.” Cevap verme, hislerini belli etme. Sadece oynamaya devam et. “Nihayetinde,” diyor sırıtarak, “onları sinirlendireceksin.”

20. Pazarlama Karşıtı Bir Süper Yıldız
Hiç ayakkabı yok. Markalı şortlar yok. Kısacası hiçbir şey yok. Duncan’ın uzun dönemdir menajeri ve şu anda Suns’ın genel menajeri Lon Babby, Duncan için, fırsatlar geldiğinde “neredeyse hepsini geri çevirdi” diyor. “Onun için pek önemli bir şey değildi bu. Benim değil, onun istediklerini yaptığımdan emin olmam gerekiyordu.” .

Sonuç olarak, Duncan yardımcısı olmak aşırı şekilde yalnız hissettirebilir. Texas’ın dışında hiç Duncan forması gördünüz mü? Spurs hayranı olanların dışında Duncan’ı favori oyuncuları olarak söyleyen birilerini tanıyor musunuz?

Son soru Twitter’da ortaya çıktığında, ardından sanal bir avcılık oyunu geliyor. Düzinelercesi yardımcı olmaya çalışıyor. Bir zamanlar tanıdıkları birinin arkadaşının Duncan’ı gerçekten seven birisi olduğu ya da 1997’den 1999’a dek Duncan’ın favori oyuncuları olduğu veya Duncan’ın üçüncü favori oyuncuları olduğu (bu sayılıyor mu?) yönünde cevaplar geliyor. Sonrasında, nihayet turnayı gözünden vuruyor. Kanada’dan bir NBA hayranı, Cleveland’dan bir tane ve New York’tan biri. Email üzerinden onlara doğruluk payını, Tim’i neden sevdiklerini soruyorum. İlginç bir tema ortaya çıkıyor: Onun ne kadar “eski tarz” olduğundan, kendileri gibi “içine kapanıklığından” ve “işini yapıp evine dönen” biri olduğundan bahsediyorlar.

Demek ki Duncan bizden biri gibi. Nasıl bir kahraman böyle bir şeyi yapar ki?

21. Son Söz
Duncan’ın söz verdiği 20 dakika, oldu 40 dakika ve O hâlâ konuşuyor. Otel odasında oldukça rahat halde, sıcakla mest olmuş durumda. (“Bir ada meselesi”, diyor Duncan.) O, düşünceli, zarif bir nükteye sahip – büyük bir kıkırdaması vardır – ve sıcakkanlı birisidir. Bunlar, takım arkadaşlarının tamamen tanık olduğu tarafıdır.

Sorulması gereken bir soruydu: Neden halkın senin bu yanını görmesinie izin vermiyorsun? “Medya ile işleri basit, temelinde tutuyorum,” diyor. “Basketbol konuşmak için buradasın. İstediğini sana vereceğim ve sonra evlere dağılacağız. Birinin beni tanımasını, hayatıma girmesini ya da bunun gibi şeyleri gerçekten umursamıyorum.”

Bu anlaşılabilir hatta bir açıdan takdire şayan bir durum. Sonuçta kaçımız, tamamen yabancı insanların kendimiz hakkında her detayı bilmesini isteriz ki? Yine de, Duncan gidince aniden onu ne kadar çok özlediğimizin farkına varacak mıyız? Ne kadar fevkalade bir kariyer geçirdiğini kavrayabilecek miyiz? Onu yalnızca olduğu şeylerden değil, olmadığı şeyler üzerinden de takdir etmeye başlayacak mıyız?

Yine yeniden, belki de başlamak için çok geç olmayabilir. Ona bu da soruldu: Nasıl göründüğünü, nasıl hatırlandığını hiç umursamıyor mu?

Duncan bir saniyeliğine düşünüyor, gümüş renkli uzun kollu Spurs tişörtünün kollarını yukarı çekiyor. “Neden?” diye soruyor. “Bunda benim kontrolüm yok. Tek yapabildiğim oynamak ve onu da iyi şekilde yapmaya çalışmak. Kazanmak, önemli tek şey olmalıdır. İnsanların beni nasıl gördüğünü değiştiremem.”

Ama onun da dediği gibi, bu tamamen doğru değil..
Bunun üzerine düşünüyor, ardından kaşlarını çatıyor. “Yani, sanırsam değiştirebilirim. Herkes için daha ulaşılabilir ve sevecen olabilirim. Hayatımı ortaya dökebilir, birçok reklam alabilir ve dışarıda olup taraftarların favorisi olabilirim. Ama bu niçin yardımcı olsun ki?”

Bir anlığına duraksıyor. “Neden bu olmalı ki?”

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s